Süleyman Demirel
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olarak, Süleyman Demirel’in uzun ve saygın kariyeri, olağandışı yeteneklere ve büyük kalplere sahip insanların çevrelerini nasıl şekillendirebildiklerinin ve diğer kişilerin yaşamları üzerinde ne kadar derin bir etki bırakabildiklerinin yaşayan bir kanıtıdır.
New York Devlet Üniversitesi Uluslararası Saygın Yurttaş Ekselansları Süleyman Demirel
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olarak, Süleyman Demirel’in uzun ve saygın kariyeri, olağandışı yeteneklere ve büyük kalplere sahip insanların çevrelerini nasıl şekillendirebildiklerinin ve diğer kişilerin yaşamları üzerinde ne kadar derin bir etki bırakabildiklerinin yaşayan bir kanıtıdır. Bu özellikler, Türkiye vatandaşları ile dünya üzerindeki halkların Cumhurbaşkanı Demirel’e duydukları hayranlık, minnet ve saygıya ilişkin unsurlardır.
Sayın Demirel, üstün mühendislik kariyerine İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden 1949 yılında mezun olmasının ardından Türkiye Elektrik İşleri Etüt İdaresi’ne girerek başladı. Anılan İdare bu tarihten 13 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından, Cumhuriyetin sosyo ekonomik gelişim için gereken ihtiyacı üzerine odaklandığı bir dönemde kurulmuştur. Bir sonraki on yıl boyunca, dünyanın en iddialı sürdürülebilir gelişme tasarılarından birinin temelleri, Sayın Demirel’in 1955 yılında Devlet Su İşleri Genel Müdürü olarak, günümüzde Güneydoğu Anadolu Projesi’ni oluşturan pek çok baraj, santral ve sulama tesisinin inşasını idare etmeye başladığı dönemde atılmıştır. Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki 22 baraj ile 19 hidroelektrik santralin tamamlanmasına yaklaşıldığı bugün, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde yedi milyondan fazla insanı bu kapsamlı projeden yararlanmaktadır. Proje sonuçlandığında, 1.7 milyon hektar toprak veya Türkiye’nin %10’u sulanmış olacak ve yıllık elektrik üretimi ülkenin gerçekleştirilebilir potansiyel hidrogücünün %22’sini sağlayacaktır. Güneydoğu Anadolu Projesi; tarım, sanayi, nakliye, iletişim, sağlık, eğitim, altyapı ve turizm alanlarında elde edilecek gelişme ile bölge insanına ve ülkenin tamamına sağlanacak yararları sunmak üzere dikkatlice planlanmıştır. Sayın Demirel, dünyanın en kapsamlı gelişme hamlelerinden birisi olan bu projeye son elli yıl boyunca uzmanlık, pragmatizm ve liderlik katkısı sağlamıştır.
Sayın Demirel’in ABD ile uzun süreli ilişkisi de, yüksek lisans eğitimi için bu yüzyılın ortalarında ve Eisenhower Değişim Programının ilk grubunun bir üyesi olarak 1953-1955 yıllarında ülkemize yaptığı ziyaretlerle başlamıştır. Kendisi Türkiye’ye, onu ülkenin en önemli liderlerinden birisi olmasını sağlayacak yolda ilerlemek üzere dönmüştür.
Sayın Demirel, modern Türkiye’nin siyası yaşamındaki yerini alarak, 1964-1981 yılları arasında Adalet Partisi’nin başkanlığını yapmıştır. 1965’te Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Sayın Demirel, aynı yıl içerisinde Türkiye’nin en genç Başbakanı olmuş ve sonraki otuz yılda Türk Hükümeti’nin 12 yıl boyunca başkanlığını üstlenmiştir. 16 Mayıs 1993’de Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanı seçilmiş ve 2000’e dek bu görevini sürdürmüştür.
Türkiye’de yüksek öğrenim, Sayın Demirel’in siyasi hizmeti boyunca önemli oranda yaygınlaşmıştır. 1990’ların başında Türkiye’de, bir çoğu ülkenin güneydoğu bölgesinde yer alan, 22 yeni üniversite açılmıştır. Yüksek öğrenime ve eğitim alanındaki uluslararası değişimlere verdiği destek, Sayın Demirel’in lider kişiliğini oluşturan vasıflarından birisi olmuştur.
Geçtiğimiz otuz yılın büyük bölümünde, Sayın Demirel, Türkiye Cumhuriyeti’nin hem Başbakanı hem de Cumhurbaşkanı olarak Doğu Akdeniz bölgesi ile dünya sathında barış ve istikrar ile demokratik gelişimin önde gelen savunucusu olmuştur. Kendisi, Sovyetler Birliği ve eski Yugoslavya’nın dağılması ile ortaya çıkan ve genişleyen uluslararası topluluğa katılmayı hedefleyen yeni bağımsız devletlerin liderleriyle yakinen çalışmıştır. Bu ülkelerle yaptığı çalışmalar, geçmiş yıllar içersinde kendisini Balkanlar ve Orta Asya coğrafyalarına taşımıştır. 2000 Ekim ve 2001 Nisan ayları arasında, ABD eski Senatörü George J. Mitchell’in başkanlığını yaptığı (Arap-İsrail çatışması üzerine kurulan) Sharm El-Sheik Araştırma Komitesi’nin bir üyesi olarak görev yapmıştır. Sayın Demirel, müzakerelere katılan tek bölgesel lider olarak bu komitede merkezi bir rol oynamıştır.
Ekselansları Süleyman Demirel, New York Devlet Üniversitesi yaşam boyu süren büyük başarınızı şükranla ve önemli katkılarınızı en derin takdirle tanıyarak sizi, Uluslararası Saygın Yurttaş olarak kabul etmekten gurur ve memnuniyet duyar.
Vehbi Koç
95 yıllık başarılarla dolu bir ömre, çok şey sığdırmıştı Vehbi Koç. Türk insanının "başarı" simgesi olmuştu. Türkiye’yi, insanını hep ilklerle, hep çağdaş ürünlerle tanıştırmıştı. Ülkesinin yaşadığı her aşamanın tanığıydı. Bir "Cumhuriyet Çınarı"ydı… Ülkesiyle var olan, ülkesiyle gelişen, ülkesini geliştiren bir çınar…"Devletim ve ülkem varoldukça, ben de varım" diyen bir çınar…
BİR CUMHURİYET ÇINARI
Vehbi Koç, 1901 yılında Ankara’da Çoraklık semtinde doğdu. Doğduğu günü hiç bilmedi. Annesi "üzüme alaca düştüğü günlerde" deyince, sonradan çocuklarıyla birlikte 20 Temmuz’u doğum günü kabul etti. Bugün Tıp Fakültesi İhtisas Hastanesi’nin bulunduğu yerde olan "Taş Mektep" denilen Ankara İdadi’sine (lise) gitti. Ancak idadi hayatı uzun sürmedi. Okuldan ayrıldı. 15 yaşındaydı. Dedesi ve babasıyla görüşerek esnaflığa başladı. Karaoğlan Caddesi'nde oturdukları evin altındaki dükkan, bir sandık ayakkabı lastiği, bir sandık şeker, bir kaç teker kaşar peyniri, zeytin, makarna gibi mallarla bakkal dükkanı haline getirildi ve üzerine "Koçzade Hacı Mustafa Rahmi" tabelası kondu. Sermayeleri 120 liraydı.
1926’nın ilk haftasında Sadberk Hanım ile evlendi. Babası Koçzade Hacı Mustafa Rahmi Efendi, Koçzade Hacı Mustafa Rahmi firmasını aynı yıl ona devretti. Böylece Koçzade Ahmet Vehbi firması kurulmuş oldu. Dükkanları yol genişletmesi nedeniyle yıkılmıştı. Yerine şimdiki Koç Han’ı yaptırdı. Ankara Ticaret Odası’nda ikinci başkan olmuş, ilk çocuğu Semahat Koç (Arsel) doğmuştu. Bu arada Ford ve Standart Oil’in (Mobil) Ankara Temsilciliklerini almış, taahhüt işlerine girmeye başlamıştı.
1937’de İstanbul’da ilk şubesini açtı. Fermenciler’de 100 bin lira sermayeli Vehbi Koç ve Ortakları Kolektif Şirketi faaliyete geçti. 1938’de de Koç Ticaret Anonim Şirketi’ni kurdu. Artık, ülkenin sayılı ticaret adamlarından biri haline gelmişti. 1930 yılında oğlu Rahmi Koç, 1938’de kızı Sevgi Koç (Gönül) ve 1941’de de kızı Suna Koç (Kıraç) doğmuştu. Artık dört çocuk babası bir ticaret adamıydı.
Savaş sonrası ilk Amerika seyahatine çıktı. 52 gün kaldığı bu ülkede, gördüğü herşey onu etkiledi. Bu seyahatte Ford’la ilişkilerini geliştirdi. General Electric’i Türkiye'de ampul fabrikası kurmaya ikna etti. Türkiye’ye döndükten sonra Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün ısrarıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni kurulan Parti Divanı’na (Kırklar Meclisi) girdi. 1947’de kendi sermayesiyle ilk sanayi teşebbüsüne girişti. Ankara Oksijen Sanayi Şirketi’ni kurdu. Ardından bir yıl sonra da General Electric Ampul Fabrikası’nı kurdu.
1954’te demir mobilya işi yapmak üzere Arçelik’i kurdu. İsrail’li Amcor firmasıyla anlaşma yaparak onlardan kompresör alıp buzdolabı üretmeye başladı. Buzdolabı işi geliştikçe, Arçelik demir mobilya işinden çekildi ve elektrikli ev aletleri endüstrisine geçti. General Electric’le yaptığı anlaşma çerçevesinde, ürettiği Arçelik buzdolapları General Electric markasıyla yakın doğu ülkelerine ihraç edilmeye başlandı. Bozkurt Mensucat, Demirdöküm, Türkay, Aygaz, Gazal, Türk Elektrik Endüstrisi, Siemens kablo fabrikaları kuruldu ve FIAT lisansıyla traktör üretimine geçildi.
1956 başlarında, Ford’un 34 yakın doğu ülkesi acentaları arasında açtığı yarışmayı, Ankara Acentası olarak Koç kazandı. Amerika’ya davet edildi. Ford, Türkiye’de bir ortak yatırıma girme yanlısı değildi. Krediyi Türk hükümetinden istedi. Kendi başına bu işi başaracağına söz verdi. Yeni fabrikanın adı Otosan olacaktı. Arsa alındı, makinalar sipariş edildi. Fabrikaya otomobil acentaları da ortak edildi. 2 Ağustos 1960 günü fabrika işletmeye açıldı.
Şirketler daha fazla büyümeden temellerini sağlamlaştırmak, şirketlerin birbiriyle bağlantısını güçlendirmek, modern yönetim prensipleriyle yönetilmelerini ve en önemlisi sürekliliklerini sağlamak istiyordu. Çözüm kurumsallaşmaydı. Amerikalı bir danışmanlık firmasıyla anlaştı. Uzmanlar geldi, topluluğu inceledi ve bir rapor hazırladı. Holding esas mukavelesi 20 Kasım 1963 günü Divan Oteli’nde kurucular tarafından imzalandı. 1964 yılında Uniroyal Lastiklerini Türkiye’de üretmeye başladı. 1966 yılı Şubat’ında, çalışmaları 1960’ların başında başlayan yerli otomobil üretimi konusunda hükümet, imalatın yıl sonuna kadar gerçekleşmesi ve 26 bin 800 liradan satılması şartıyla izin verdi. Çalışmalar hızlandı. İlk Türk arabasının adı için 100 bin kişinin cevap verdiği geniş bir anket yapıldı. Ve yıl sonunda "Anadol" piyasaya çıktı.
1967'de Tat Konserve Sanayii’ni kurdu. Ardından 1968 yılında İtalyan FIAT firmasıyla anlaşılarak, yeni bir otomobil fabrikası kurulmasına başlandı. Fabrika 12 Şubat 1971 günü açıldı. Yine bir anketle yeni arabanın adı "Murat" olarak belirlendi.
1972’de yine bir ilke imza atarak Türkiye’nin ilk dış ticaret şirketi Ram Dış Ticaret’i kurdu. Koç Yatırım ve Pazarlama A.Ş. halka açıldı, Türkiye’nin ilk süpermarketlerinden Migros, Koç Topluluğu’na katıldı. Özel sektörün ilk araştırma geliştirme birimi Koç AR-GE’yi kurdu. Vehbi Koç, 1984 yılında Koç Holding İdare Meclisi Başkanlığı’nı oğlu Rahmi Koç’a devrederek, aktif olarak yönetimden çekildi.
1987 yılında Milletlerarası Ticaret Odası onu "Dünyada Yılın İşadamı" seçti. Ödülünü Hindistan Başbakanı Rajiv Gandhi’den törenle aldı. 1994 yılında ise Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’ndaki çalışmaları nedeniyle Birleşmiş Milletler Dünya Nüfus Planlaması Ödülü’nü Genel Sekreter Boutros Boutros Ghali’nin elinden aldı.
Vehbi Koç sadece iş dünyasındaki başarılarıyla öne çıkmadı. Sosyal faaliyetleriyle de örnek oldu. Ankara Üniversitesi Vehbi Koç Öğrenci Yurdu 1951 yılında hizmete girdi. 1960 yılında çocuk hastanesi olarak Ankara Valiliği’ne kiraya verdiği binayı, çocuk hastanesi olarak kullanılmak üzere Hazine’ye bağışladı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vehbi Koç Göz Bankası, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Vehbi Koç Kitaplık ve Araştırma Binası, ODTÜ Vehbi Koç Öğrenci Yurdu, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Enstitüsü, Amiral Bristol Hastanesi Vehbi Koç Kanser Pavyonu, Taksim Atatürk Kitaplığı onun sosyal alandaki faaliyetlerinin birer örnekleriydi.
Daha sonra sosyal faaliyetlerini de kurumsallaştırma yoluna gitti. 1967 yılında çelenk bağışlarını eğitime yönlendirmek üzere Türk Eğitim Vakfı'nın kuruluşuna öncülük yaptı. 1969 yılında eğitim, sağlık ve kültür alanında faaliyet göstermek üzere Vehbi Koç Vakfı’nı kurdu. Türkiye'nin nüfus ve aile sağlığı sorununu gören Vehbi Koç 1985 yılında Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’nı kurdu ve ölümüne kadar başkanlığını yürüttü. Türkiye Erozyonla Mücadele Vakfı-TEMA’nın bir numaralı kurucu üyesi oldu.
Vehbi Koç Vakfı’nın sunduğu hizmetler Eğitim, Sağlık ve Kültür olarak üç başlıkta toplanmaktadır.
Sağlık alanında; Amerikan Hastanesi, İtalyan Hastanesi, Medamerikan Polikliniği, Hemşirelik Fonu, Semahat Arsel Hemşirelik Eğitim ve Araştırma Merkezi (SANERC), Koç Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu ile yatırımlarını ve desteklerini sürdürmektedir.
Eğitim alanında; Vakıf bir yandan çok sayıda öğrenciye ve okula bağış ve katkılarıyla destek olurken, bir yandan da en yüksek kaliteye odaklanmış eğitim kurumlarıyla toplumun standartlarını sürekli daha ileri seviyeye yükseltmeyi amaçlamış ve Koç Özel İlköğretim Okulu ve Lisesi ve Koç Üniversitesi’ni kurmuştur. Ayrıca, Vakıf, Türkiye'nin dört bir yanında 13 ilköğretim okulu inşa ederek Milli Eğitim Bakanlığı'na devretmiş ancak "Yap, devret, sahip çık" anlayışı ile bu okullara tüm desteğini sürdürmektedir.
Kültür alanında, Sadberk Hanım Müzesi, Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü AKMED, Kaleiçi Müzesi, Vehbi Koç ve Ankara Araştırmaları Merkezi VEKAM kurulmuştur. Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından kurulan ve Vehbi Koç Vakfı tarafından da desteklenen Rahmi M. Koç Müzesi ise Türkiye’de sanayi ve teknoloji alanındaki ilk ve tek müzedir.
95 yıllık başarılarla dolu bir ömre, çok şey sığdırmıştı Vehbi Koç. Türk insanının "başarı" simgesi olmuştu. Türkiye’yi, insanını hep ilklerle, hep çağdaş ürünlerle tanıştırmıştı. Ülkesinin yaşadığı her aşamanın tanığıydı. Bir "Cumhuriyet Çınarı"ydı… Ülkesiyle var olan, ülkesiyle gelişen, ülkesini geliştiren bir çınar…"Devletim ve ülkem varoldukça, ben de varım" diyen bir çınar…
Müzeyyen Senar
Türk Sanat Müziği’nin ünlü sesi Müzeyyen Senar, 1919 yılında Bursa'da dünyaya geldi. Müzik eğitimine Anadolu Musiki Cemiyeti'nde, kemençe üstadı Kemal Niyazi Seyhun Bey ve udi Hayriye Hanım gözetiminde başladı. Hayranlık uyandıran bir sese sahip olan bu yetenekli kız çocuğunun ünü yayıldıkça, hafız Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Lem'i Atlı, Mustafa Nafiz Irmak gibi devrin önemli üstadları da ona dersler verdiler, zamanın sevilen şarkılarının yanı sıra, kendi bestelerini de öğretip söylemesine yardımcı oldular.
TÜRK SANAT MÜZİĞİNDE BİR EFSANE
Türk Sanat Müziği’nin ünlü sesi Müzeyyen Senar, 1919 yılında Bursa'da dünyaya geldi. Müzik eğitimine Anadolu Musiki Cemiyeti'nde, kemençe üstadı Kemal Niyazi Seyhun Bey ve udi Hayriye Hanım gözetiminde başladı. Hayranlık uyandıran bir sese sahip olan bu yetenekli kız çocuğunun ünü yayıldıkça, hafız Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Lem'i Atlı, Mustafa Nafiz Irmak gibi devrin önemli üstadları da ona dersler verdiler, zamanın sevilen şarkılarının yanı sıra, kendi bestelerini de öğretip söylemesine yardımcı oldular.
Kemal Niyazi Bey ve Hayriye Hanım’ın desteğiyle İstanbul Radyosu'nda şarkı söylemeye başlayan Senar, perşembe günleri ilgiyle izlenen bu programla geniş kitlelere adını duyurdu. Senar’ı bu programda dinleyenler arasında, İstanbul’un en önemli müzikhollerinden biri olan 10. Yıl Belvü Gazinosu'nun sahibi İbrahim Dervişzâde de bulunuyordu ve gazinonun 1933 yılının yaz sezonunun yıldızlar programına Müzeyyen Senar’ı da aldı. Senar, sonraki yıllarda İstanbul’un başka ünlü gazinolarında da sahne aldı.
Müzeyyen Senar’ın yeteneği, Cumhuriyet'in kurucusu ve Türk sanat müziğinin büyük hayranı Atatürk'ün de ilgisini çekti ve sanatçı birçok kez onun huzurunda, özel meclislerinde şarkı okudu.
Müzeyyen Senar, 1938 yılında Ankara Radyosu'nun ilk yayınlarına katıldı ve 1941 yılına dek radyo aracılığıyla dinleyicileri ile buluşmayı sürdürdü.
Türkiye'nin ünlü gazinolarında yaptığı başarılı sahne programları ve plak çalışmalarıyla Türk müziğine yeni bir soluk getiren Müzeyyen Senar, son sahne konserlerini 1983 yılında İstanbul Bebek Gazinosu'nda verdi. Bu tarihten sonra yalnızca ender anlarda, müzikli özel toplantılarda şarkı söyledi.
Türk Sanat Müziği’nin büyük sesi, Devlet Sanatçısı Müzeyyen Senar’ın, sanat hayatı konser ve albüm hazırlıklarıyla devam ediyor.
Üzeyir Garih
Üzeyir Garih, İstanbul'da, 28 Haziran 1929'da doğduğunda, ev hanımı annesi Adel, diş hekimi babası Ezra ve ablası Lucienne'i neşe ve sevince boğmuştu. Sonuna dek yüzünden hiç silinmeyen huzur ve mutluluğun nedeni büyük olasılıkla İstiklal Caddesi'ndeki evlerinde mutlulukla geçirilen çocukluk yıllarıydı.
Yıllar sevgiyle böyle geçti...
Üzeyir Garih, İstanbul'da, 28 Haziran 1929'da doğduğunda, ev hanımı annesi Adel, diş hekimi babası Ezra ve ablası Lucienne'i neşe ve sevince boğmuştu. Sonuna dek yüzünden hiç silinmeyen huzur ve mutluluğun nedeni büyük olasılıkla İstiklal Caddesi'ndeki evlerinde mutlulukla geçirilen çocukluk yıllarıydı. Onu sevgiyle büyüterek, dürüst, mütevazı ve Allah sevgisi taşıyan bir insan olmasını sağlayan ailesiydi. Sonraları, gençliğin çabucak geçiveren yıllarında karşılaştığı zorluklarla olanca azmi ve gücüyle ama hiç telaşa düşmeksizin başedebilmesinin nedeni de sevgi olsa gerekti. Ömrünün sonuna dek hiç kimseyi kırmaksızın yaşayabilmesinin nedeni de...
İlk ve orta öğrenimini başarı ile tamamlayarak İstanbul Teknik Üniversitesi'ne girdi. Üniversitenin en çalışkan öğrencilerindendi. 1951 yılında ona çok şey kazandırdığına inandığı okulundan Makina Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. 1954 yılında Carrier Corp. Türkiye Şubesi'ne girerek Tesisat Mühendisi göreviyle uzmanlaşmayı hedefledi.
Ve aynı yıl, henüz 25 yaşındayken İshak Alaton'un teklifi ile iki kişilik Alarko Kollektif Şirketi'nin eş ortağı olarak iş hayatına atıldı. Ve bu görevi sonuna dek aralıksız yarım asır boyunca sürdürdü.
İş hayatında başarıya büyük adımlarla koşan Garih, aile hayatına da hızlı bir geçiş yaptı. Hayat arkadaşı olarak seçtiği Lili Hanım’la 1956 yılında evlendi. Bu mutlu beraberliğinden iki çocuğu oldu; kızı Dalia ve oğlu İzzet. Sosyal hayatının uçsuz bucaksızlığı, iş hayatının yoğunluğu içinde dahi ailesini, eşini ve çocuklarını hiç ihmal etmedi. Çocuklarını en iyi şekilde eğiterek büyüttü. Onlara sevgi ve şefkat gösterirken aynı zamanda disiplinli, prensip sahibi insanlar olmalarına özen gösterdi. Düzenli ve mutlu bir evlilik hayatının önemini çocuklarına da aşılamıştı. 1980 yılında kızı Dalia, Doron Herzikowitz ile evlendi ve üç çocuk sahibi oldu. 1988 yılında ise oğlu İzzet, Roksi Hanım ile hayatını birleştirdi. Damadı ile gelinini de çocuklarından ayırt etmeyen ve çok seven Garih, altı güzel torunu için "Tıpkı bademin içi gibiler" derdi. Çocuklarına gösterdiği özen, ilgi ve şefkati torunlarından da asla esirgemedi.
Yalnızca kendi çocuklarına değil, tüm çocuk ve gençlere olan sevgisi ve inancı 15 kitap yazmasına neden oldu. Onlara fikirlerini aktararak, deneyimlerini paylaşabilmek amacıyla sayısız toplantıya katıldı. Yalnızca bir yıl içinde altmışı aşkın konuşma yapıyordu.
Hayatının en onurlu günlerinden biri de, 1984 yılında İTÜ'den Fahri Doktor unvanını aldığı gündü. Birçok üniversitede ders vererek hocalık yaptı. Bir dünya insanı olmayı hedeflemişti. Bu amaçla, yabancı lisan öğrenmeye karşı olan yeteneği sayesinde de altı lisanı çok iyi konuşuyordu. Yurtiçi ve yurtdışındaki birçok üniversitede toplantılara, panellere ve konferanslara katıldı. Uluslararası arenada ve yurtiçinde pek çok özel ödülün sahibi oldu. Yüzlerce ödül, plaket ve berat şu anda küçük bir müze haline gelençalışma odasına yılların damgasını vurmakta...
Eflatun'un "İnsanlar bu dünyadan göçerken, her şeylerini bu dünyada bırakırlar, bırakmakla yükümlüdürler. Oysa ki, bir şeylerini beraberlerinde götürüyorlar; o da bilgileri ve deneyimleridir" sözlerine atıfta bulunarak, "Ben de bilgi ve deneyimlerimi mümkün olduğu ölçüde gençlere bırakmak üzere elimden geleni yapıyorum" diyordu. Öyle de yaptı...
Dr. Üzeyir Garih'in Alarko Şirketler Topluluğu'nda yine gençleri düşünerek kurduğu Alarko İstikbal Kulübü de bu amaca hizmet ediyor, etmeye de devam edecek.
Hayatının henüz başlangıcında, Türkiye'de yaşamanın pek çok zorluğu ile karşılaşmasına karşın Dr. Üzeyir Garih ülkesine sonuna dek inandı. Mütevazı odasında büyük bir köşe ayırdığı Atatürk'e olan hayranlığı ve Türkiye sevgisi, iş yaşamında yılgınlığa düşmeksizin mücadele etmesine neden oldu. "Ben burada doğdum, burada büyüdüm, okudum, askerlik yaptım. Bu ülkeye hizmet borçluyum" cümlesi ile açıkladığı inancını her hareketi ile ispatladı.
Çalışmayı bir meşgale olarak kabul eden Garih, Alarko'daki görevinin dışında TÜSİAD, MESS, Loyd Vakfı, SİSAV, Rotary, Lions, Propeller, İstanbul Sanayi Odası Meclisi, Turizm Yatırımcıları Derneği,
AIESEC, World Business Council ve benzeri yerli, yabancı birçok vakıf ve derneğin üyesi olarak yönetim ve danışma kurullarında faal görevler aldı. Türk-Belçika DEİK ve Toplu Konut Yatırımcıları Derneği'nin uzun yıllar başkanlığını yürüttü.
Yöneticilerin insanları mutlu etmek için uğraşması gerektiğini savunuyordu.
Çok iyi bildiği yönetim, organizasyon ve ekonomi ile ilgili yazıları Radikal, Turkish Daily News, Milliyet, Akşam gazetelerinde haftalık, Sigorta ve Babıali Magazin dergilerinde de aylık olarak yayımlandı.
Tüm bunlara ek olarak 1990 yılından ölümüne dek Filipinler Cumhuriyeti'nin İstanbul Fahri Başkonsolosu görevini de başarı ile üstlenmişti.
Sayısız ilgi alanına eşlik eden çok sayıda insan tanır, herkese güleryüzle ve iyi niyetle yaklaşır, en azından her zaman ceplerini dolduran nazar boncuklarından hediye ederdi...
‘Ağabeyim’ dediği ortağı İshak Alaton'la, yarım asırlık süreye varan bu ortaklığın başarısı da kişilik vasıflarının ne denli üstün olduğunu gösterdi. Yetenekleri ve varlıklarıyla hep biri diğerinin eksiğini tamamlayarak yola devam ettiler. Alarko Felsefesi adını verdikleri prensip kararlarıyla kurum kültürünü en iyi şekilde bağdaştırdılar.
Dr. Üzeyir Garih bilge bir lider ve yönetici, sevgi ve saygı dolu bir eş, şefkat dolu bir baba, mükemmel bir dede, inançlı ve dürüst bir yurttaş, mümin bir insandı. Hayatı boyunca önce sevgi ve anlayışın erdemine inandı.
25 Ağustos 2001'de aramızdan ayrıldı. Bıraktığı birçok eserle hep içimizde ve hâlâ bizi izliyor... Dr. Üzeyir Garih'i çok iyi tanıyan, çok iyi bilen herkesin ortak inancı, onun bıraktığı bu eserlerdeki ilkeleri sonsuza kadar devam ettirmek ve yaşatmak...
Mekânı cennet, toprağı bol olsun...
Sakıp Sabancı
Hacı Ömer Sabancı Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı olan Sakıp Sabancı, 7 Nisan 1933 tarihinde Kayseri'nin Akçakaya köyünde fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çok genç yaşlarda, Bossa Un Fabrikası'nda veznedarlıkla iş hayatına başladı. Sırasıyla, çiftlik müdürü ve Bossa Tekstil İşletmesi Müdürü oldu. Babasının 1966 yılında vefatından sonra kurulan Sabancı Holding’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildi. Halen bu görevi yanında Holdinge bağlı çok sayıda kuruluşun Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı ve Murahhas Üyeliklerini yapmaktadır.
SAKIP SABANCI BİYOGRAFİ
1964 yılından itibaren, 25 yıl müddetle Adana ve Kocaeli Sanayi Odaları; Türkiye Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği üyeliği ve başkanlığı yaptı. Muhtelif vakıflarda çeşitli zamanlarda görevler üstlendi.
1986 yılında Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği TÜSİAD'ın Yönetim Kurulu Başkanlığını üstlenen Sakıp Sabancı, 1987 - 1990 yılları arasında Yüksek İstişare Konseyi Başkanlığını yaptı.
Son dönemlerde sosyal ve kültürel içerikli çalışmalara yoğun zaman ayıran Sabancı, Türkiye'nin 54 yerleşim merkezinde 116’yı aşkın kalıcı eğitim, sağlık ve kültür tesisi meydana getiren Hacı Ömer Sabancı Vakfı (VAKSA)'nın kurucuları arasındadır.
Sakıp Sabancı evli ve üç çocuk babasıdır. İngilizce bilen Sabancı'nın "İşte Hayatım", "Para Başarının Mükafatıdır", "Gönül Galerimden", "Rusya'dan Amerika'ya, Gezdiklerim Gördüklerim", "Ücret Pazarlığı mı, Koyun Pazarlığı mı?", "Gelişen, Değişen Türkiye", "Daha Fazla İş, Daha Fazla Aş", "Doğu Anadolu Raporu", "Başarı Şimdi Aslanın Ağzında" , Hayat Bazen Tatlıdır", İngilizce ve Japonca yayınlanan "This is My Life" ile İngilizce yayınlanan "Turkey: Changing and Developing" adlı onüç kitabı vardır.
1984'de Eskişehir Anadolu Üniversitesi, 1986'da Amerika'nın New Hampshire Universitesi, 1992'de İstanbul Yıldız Üniversitesi, 1993'de Kayseri Erciyes Üniversitesi, 1997'de İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Kıbrıs Girne Amerikan Üniversitesi, Edirne - Trakya Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi, 1998’de Washington Southeastern Üniversitesi (ABD), 1999’da Çukurova Üniversitesi ve 2002’de Kırıkkale Üniversitesi tarafından "Fahri Doktorluk" ünvanı verilen Sakıp Sabancı, ayrıca 1987 yılında "Belçika Kraliyet Nişanı" ve 1992'de Japon Hükümeti tarafından verilen "Kutsal Hazine Altın ve Gümüş Yıldız Nişanı" ile 2000 yılında, Sabancı Üniversitesi Müzesi’ne bağışladığı ve "Altın Harfler" adı altında Türk Hat eserlerinin ve tablolarının ilk defa Louvre Müzesi’nde sergilenmesini sağlayarak Fransa’da Türk kültürünü tanıtmadaki başarılı katkılarından dolayı Fransız Hükümeti tarafından "Legion d’honneur" şeref nişanı ile onurlandırılmıştır.
Sakıp Sabancı'ya 1997 yılında Cumhurbaşkanı tarafından "Devlet Üstün Hizmet Madalyası"; İsviçre-Zürih'teki Avrupa Ekonomi Enstitüsü tarafından "Avrupa Kristal Dünya Ödülü" ve Hukukun Egemenliği Derneği tarafından da "Kaliteli İnsan Onur Ödülü" verilmiştir.
Sakıp Sabancı 1999 yılında New York’da FABSIT Vakfı tarafından "Yılın İşadamı" ödülünü, Türk-Amerikan İşadamları Derneği (TABA) tarafından "Türkiye Tanıtım Ödülü" almıştır. Sakıp Sabancı, ayrıca dünyaca ünlü Conference Board'un Türkiye temsilcisidir. Sakıp Sabancı 1996 yılında Dünya Türk İşadamları Kurultay Başkanlığı'na seçilmiştir.
Sanayi yatırımlarının yanı sıra kültür ve sanata da önem veren Sabancı'nın zengin resim, hat ve heykel koleksiyonları bulunmaktadır. Sakıp Sabancı özel koleksiyonu 1989 yılında Rus Kültür Bakanlığı'nın daveti üzerine Moskova'da sergilenmiştir. Bu sergi bir Türk işadamının Rusya’da açtığı ilk sergi olması açısından da önem taşımaktadır.
Sakıp Sabancı Osmanlı Hat ve Resim Sanatı Koleksiyonu 11 Eylül – 13 Aralık 1998 tarihleri arasında Amerika’da Metropolitan Müzesi’nde sergilenmiş ve 154.000 kişi tarafından ziyaret edilmiştir. Sabancı Koleksiyonu 25 Şubat – 17 Mayıs 1999 tarihleri arasında Los Angeles’da ve 07 Ekim 1999 – 02 Ocak 2000 tarihleri arasında Harvard Üniversitesi Arthur M. Sackler Müze’sinde sergilendi. Serginin içeriği 1 dönem boyunca Harvard Üniversitesi’nde ders olarak okutuldu. 17 Mart-29 Mayıs 2000’de ise bu değerli koleksiyon Louvre Müzesi’nde sergilendi. Koleksiyondan seçme eserler "Osmanlı Kaligrafisinin Gizemi" adı altında 2 Şubat-8 Nisan 2001 tarihleri arasında Deutsche Guggenheim Berlin Müzesi’nde ve 16 Mayıs-8 Nisan 2001 tarihleri arasında "Frankfurt Musuems für Angewandte Kunst"da sergilendi.
Artvin, Kocaeli ve Rize-Fındıklı'da üç caddeye ve Erciyes Üniversitesi’nin Kayseri’de yaptırılan kampusu içindeki ana caddeye Sakıp Sabancı'nın adı verilmiştir. Türkiye'de Artvin, Erzurum, Kırıkkale illeri ve Torbalı beldesi ile Amerika Birleşik Devletler'inde New Hampshire, Houston ve Beverly Hills kentlerinin "fahri hemşerisi" seçilen Sakıp Sabancı'ya eğitim, sanat ve kültüre katkılarından dolayı çok sayıda kuruluş plaket sunmuştur.

Gözün kornea dokusuna benzeyen yuvarlak tepesi olan bir çadır olduğunu varsayın.
