|
|
Dünya Göz Hastanesinin Retina Hastalıkları Departmanında
,Retina ve Göz İçi Sıvısını(vitreous)ilgilendiren tüm hastalıkların
teşhis ve tedavisi,dünyada geliştirilmiş son teknoloji kullanılarak,Retina
konusunda uzmanlaşmış ve dünya çapında bu konuda isim yapmış hocalar
tarafından yapılmaktadır.
Göz içi Mikrocerrahi ameliyatları özel eğitimli bir ekibin yanı sıra
eksiksiz bir cihaz ve alet zinciri gerektirdiğinden,bu ameliyatlar
bazı üniversite hastaneleri ve başta Dünya Göz Hastanesi olmak üzere
birkaç özel merkezde yapılabilmektedir.
Retinanın en büyük iki düşmanı ŞEKER VE HİPERTANSİYON hastalıklarıdır.Hastanemiz
RETİNA DEPARTMANI içinde hizmet veren DİABET GÖZ MERKEZİ ,bu tip hastalığı
olan hastalarımıza eksiksiz göz sağlığı hizmeti vermektedir.
|
Retina nedir?
Retina görmemizi sağlayan ışığa duyarlı hücreleri (kon ve rodlar)ile
sinir liflerini içeren bir tabakadır. Retina adını verdiğimiz ağ tabakası
tıpkı bir duvar kağıdı gibi göz küresinin arka duvarını kaplar.Retina
milyonlarca görme hücresinden oluşur.Retinayı oluşturan bu hücreler
sinir lifleriyle görüntüleri görme sinirine ulaştırırlar.Görme siniri
1,5 milyon sinir lifi içerir ve adeta elektronik bir kablo gibi görüntüyü
beyne iletir.Başka bir benzetmeyle retinayı sinemada üzerine film görüntüsünün
düştüğü beyazperdeye benzetebiliriz.Bu perdedeki herhangi bir bozukluk
nasıl filmin bozuk izlenmesine sebep oluyorsa retinadaki bozukluklarda
görüntünün beyne yanlış iletilmesine hatta hiç iletilmemesine neden
olur.
|
Retina hastalıkları nelerdir?
Şeker hastalığına bağlı bozukluklar,
Retina dekolmanı,
Retina içi ve altı kanamalar,
Retina altında sıvı birikmesi,
Retinanın damarsal hastalıkları,
Doğumsal ve herediter hastalıklar,
Yaşa bağlı makula hastalıkları(YBMD),
Retina tümörleridir.
|
Retina hastalıklarında olası belirtiler nelerdir?
• Ani veya yavaş görme azalması,
• Işık çakmaları,
• Sinek uçuşmaları,göz önünde dolaşan cisimler,görüşün perdelenmesi
• Gelip geçici ve kısa süreli görme kaybı,
• Görüş alanında karanlık bölgeler
|
Tedavi yöntemleri nelerdir?
Bozukluğun tipine göre ,tıbbi tedavi,lazer tedavisi ve cerrahi tedavi
şeklindedir. Erken teşhis tedavinin ilk basamağıdır,bu nedenle göz
check-up’ında standart göz muayenesine ek olarak yapılması gereken
muayeneler ;
• Ekzoftalmometre ile kontrol,
• Derinlik hissi muayenesi ,
• Renk görme muayenesi ,
• Korneal topografi ,
• Konfrontasyon testi,
• Göz ultrasonografisi ,
• Biometri,
• Pakimetri,
• Göz yaşı testi: Schiermer testive Florescein kırılma testi, Kontrast
duyarlılık testi.
|
RETİNA DEKOLMANI
Retina dekolmanı her yıl 10.000 de 1 kişide gözlenen,görmeyi ciddi
şekilde tehdit eden bir göz problemidir.Orta yaş ve üzerinde daha sık
olmak üzere her yaşta ortaya çıkabilir.Acil olarak tedavi edilmezse,kısmi
veya tam görme kaybına neden olabilir.
Sebep ve belirtiler: Retina dekolmanı, retina sinir tabakasının altındaki
pigment epitelin tabakasından ayrılmasıdır. Çoğunlukla retinada oluşan
yırtık veya delikler yüzünden, bu iki tabakanın arasına sıvı sızmasıyla
gelişir.Ensık,gözün uzamasına bağlı olan yüksek miyopilerde gözlenir.Retina
tabakası gözün ön-arka çapı arttıkça gerilir ve üzerindeki gerilme
alanı incelmeye ve bozulmaya başlar.Bazı ailesel veya dejeneratif hastalıklarda
ve bazı enfeksiyonlarda da retina çevresinde yer yer incelme ve bozulmalar
oluşabilir.Bu arada aynı sebeplerle vitreus dokusu da bozulmaya başlar,jel
kıvamı değişir ve yavaş yavaş retinadan ayrılır.Bu ayrılmaya vitreus
dekolmanı denir.Bu arada büzülen ve yer yer opaklaşan vitreus dokusu
gözün içinde görme aksından geçtikçe,kişi tarafından gözün uçuşan sinek
veya sis perdesi olarak algılanır.
Retina çevresindeki incelmiş, bozulmuş sahaların varlığında, büzülen
vitreus retinadan ayrılırken,retinada çekintiler oluşur.Bu çekintiler
nadiren sağlıklı retinaya sahip kişilerde de gelişebilir.Retinada çekintiler
hasta tarafından “ışık çakmaları,flash patlamaları” gibi algılanır.Bu
ışık çakmaları bazen kısa süreli olabilir,bazende günlerce sürebilir.Bazı
hastalarda ise hiç hissedilmeyebilir.
Vitreusun büzülmesi sonucu retina tabakasında oluşan bu çekintiler,incelmişve
yapısı bozulmuş olan retina çeperindeki sahalarda yırtılmalara ve delinmelere
sebep olabilir.Yırtılan retina tabakasından bir damar geçiyorsa ,bazen
bu damarda koparak göz içinde bir miktar kanamaya sebep olabilir.Bu
durum hasta tarafından “kurum yağıyormuş”gibi algılanır.Retinada yırtık
veya delik oluşmuşsa vitreus içindeki sıvı bu yırtıkların içinden geçerek,retina
sinir tabakasının altında yapışmış olduğu pigment tabakasından ayırır.Bu
durum retina dekolmanı olarak adlandırılır.Dekole olan(altındaki dokudan
ayrılan)retina bölgesinin görme fonksiyonu kalmaz ve hasta tarafından
o bölgenin tam aksinde ‘bulanıklık,kara leke veya perde hissi’şeklinde
görüntü kaybı hissedilir.Retina dekolmanı bazen bir bölgede sınırlı
kalabilir,ama çoğunlukla ilerleyicidir.
Makula(gözün görme merkezi)dekole olunca merkezi görme kaybolur. Uzun
süreli dekolmanlarda göz içi dengeler bozulur ve göz küresi küçülmeye
başlar.Göze gelen künt veya delici darbeler,ani dekolman sebebi olabilirler.Diabet
ve bazı dejeneratif hastalıklarda vitreusta retinayı çeken bantlar
oluşarak traksiyona bağlı dekolmanlar gelişebilir.Bunların yanında
dekolman bazı enfeksiyon,tümörlerde ve özellikle hamilelikte ortaya
çıkan tansiyon krizlerinde,gözde hiç yırtık olmadanda gelişebilir.
Teşhis:Retina çevresindeki ince bozulmuş olan sahaları,buralardaki
delik,yırtıkları ve dekole bölgeleri tesbit etmek için göz bebekleri
damlalar ile genişletilir.Göz hekimi çeşitli mercekler kullanarak muayene
mikroskobuyla gözün içini çepeçevre inceler.Bunun sonucunda göz içindeki
yırtık veya dekolmanı tesbit edilmiş olur.Gerekirse göz ultrasonografisi
yapılır.
Tedavi: Yırtık veya delikler, retinada dekolman gelişmemişse argon
laserle tedavi edilirler. İleride yırtık oluşturabilecek bazı ince
ve yapısı bozulmuş sahalar laser ile kontrol altına alınabilir.
Argon laserle yırtık ve dejenere saha tamiri ağrısız bir işlemdir.Bir
damla ile göz uyuşturulur.Daha sonra mercekler yardımıyla hasta oturur
durumdayken,muayene mikroskobuyla yırtık,delik ve dejenere sahaların
etrafı 2-3 sıra laser ile çepeçevre kapatılır.Argon laser uygulandığı
bölgede bir yanık oluşturarak,retina sinir tabakasını altındaki pigment
tabakasına yapıştırır ve böylece içinden sıvı sızması önlenir.Laser
tedavisi o an problemli olan bölge için yapılmış olur.Günün birinde
aynı gözün başka bir bölgesinde de yırtıklar oluşursa yine göz içi
dekolman tehlikesiyle karşılaşabilir.Bu yüzden retinasında problem
çıkmış hastalar sık sık göz dibi muayenesinden geçirilirler.Retina
dekolmanı gelişen hastalarda tek tedavi cerrahi müdehaledir.
Cerrahi tipleri çeşitlilik gösterse bile yırtıkların kapatılması ve
çekintilerin azaltılması prensibine dayanır. Dekolmanlı gözlerde cerrahi
genel anestezi altında yapılır. Önce yırtıklar dondurularak kapatılır,
çekintileri azaltmak için gözün durumuna göre, yırtık bölgesine veya
gözün etrafına çepeçevre slikon konarak yırtık bölgesinde çökertme
oluşturulur.Dekolman bölgesindeki sıvı alınarak dekolmanın yatışması
hızlandırılır.Bu durumlarda,gözün içine genleşen gaz konulurve dekolman
yatıştıktan sonra yırtık çevresi laserle kapatılabilir.
Dev yırtıklı dekolmanlarda ve vitrenin yapı değiştirip retinayı bantlarla
çektiği durumlarda ( diabet, travma, enfeksiyon v.b. ) vitrektomi denilen
özel bir ameliyat tekniğiyle tüm vitreus göz içinden temizlenerek retinanın
çekilmesi ve gerilmesi önlenir.Dekolmanın tam düzelmediği hastalarda
ikinci üçüncü müdaheleler gerekebilir.
|
Diabetik retinopati
Şeker hastalığına bağlı körlüğün en sık görülen nedeni DİABETİK RETİNOPATİ'dir.
 |
 |
|
| Sağlıklı Retina |
Erken dönem diyabetik retina |
|
| |
|
|
 |
|
|
| Son dönem diyabetik retina |
|
|
Diabet, İnsülin salınımı veya İnsülün etkisinin yetersizliği sonucu kan şekerinin
artmasıyla kendini gösteren metabolik bir hastalıktır. Uzun süreli kan şekeri
yüksekliği özellikle böbrek, kalp, sinirler ve gözü etkilemektedir
Diabet, gözün özellikle sinir tabakasını ( retina veya ağ tabaka ) ve bu tabakadaki
kılcal damarları etkileyerek çalışmasını bozmakta ve görme kayıplarına yol
açmaktadır. Şeker hastalığına bağlı retina bozukluklarına Retinopati adı verilmektedir
Diabetik Retinopatinin meydana gelmesinde rol oynayan risk faktörlerinin başında
şeker hastalığının süresi gemektedir. Özellikle hasalığın başından itibaren
10 yıllık süreden sonra Retinopati görülme sıklığı artmaktadır. Tip 1 veya
İnsüline bağımlı genç Diyabetiklerde ergenlik çağından sonra Retinopati görülme
sıklığı yaş ile ilgili olarak artmaktadır.
Kan şekeri kontrolü önemli bir faktördür. Kan şekerinin düzensiz seyretmesi
ani kan şekeri yükselme ve düşmeleri Retinanın bozulmasını, hastalığın ilerlemesini
kolaylaştırmaktadır. Gebelik, Hiper Tansiyon, Kan Yağlarının yüksekliği, Böbrek
hastalığı Retinopatiyi ağırlaştıran diğer faktörlerdir.
Şeker hastalığı retinadaki kılcal damarların yapısını bozmakta, hücre kaybına
yol açarak damar geçirgenliğinin bozulmasına, sarı nokta bölgesinde sıvı birikimine,
beraberinde yağlı maddelerin birikmesine ve beraberinde kılcal damarların tıkanarak
beslenmeyen alanların ortaya çıkmasına neden olur. Retinada kendiliğinden kanayabilen
yeni damarlar oluşur. Retinanın önünde ve içinde oluşan kanamalar gözün arka
boşluğuna sızabilir. Retinada damarlı zarlar oluşur ve sonuçta ciddi görme
kayıpları, ağrılı göz tansiyonu yükselmelerine neden olur.
Şeker hastalarında, gençlerde bluğ çağından itibaren, 30 yaşından sonra ortaya
çıkan bireylerde teşhis konulduğunda mutlaka göz muayenesi yapılmalı, retina
normal ise yılda bir kez muayene tekrarlanmalıdır. Retinopati başladığında
takip süresi 3-4 aylık sürelere indirilmelidir.
Diabetik Retinopatide ortaya çıkan bozuklukların tedavisinde günümüzde kullanılan
tek tedavi yöntemi lazerfotokoagulasyon dur. Bu tedavi uygun zamanda ve uygun
şekilde uygulandıgı takdirde şeker hastalığına bağlı ciddi görme kayıplarını
önlemenin tek yoludur. Ayrıca hastaların, kan şekerini düzenli kontrolü, hipertansiyon
ve kan yağlarının yüksekliğinin tedavisi konusunda uyarılmasının görmenin korunması
açısından çok önemli olduğu unutulmamalıdır.
Gebelik, şeker hastalığına bağlı retina bozukluklarını artırır ve gebelik süresince
göz muayenelerinin düzenli olarak yapılması gerekir.
Şeker hastalarında sık olarak katarakt meydana gelmektedir. Katarakt ameliyatı
sonuçları normal kişilere göre beklenen iyi sonuçları vermeyebilir, bazen Retinopati
ameliyattan sonra KÖTÜLEŞEBİLİR. BU nedenle şeker hastalarında katarakt ameliyatında
acele edilmemeli retina görebiliryorsa laser tedavisi tamamlandıktan sonra
ameliyat yapılmalı, ileri kataraktlı hastalarda ise ameliyattan hemen sonra
uygun laser tedavisi yapılmalı ve hastalar sıkı olarak izlenmelidir.
Şeker hastalarında ortaya çıkan laser tedavisine rağmen devam eden maküla (=sarı
nokta) ödeminde göz içine kortizon (=intravitreal triamcinolon enjeksiyonu
) verilebilir
Diabetik retinopatinin ileri evrelerinde geçmeyen göz içi kanamaları, retinada
oluşan zarlar ve buna bağlı retinaayrılmalarında vitrektomi adı verilen ameliyatlar
yapılabilir.
Tüm bunların yanı sıra diğer önemli bir nokta da şeker hastalarının yaptıracağı
göz muayenesi detaylı bir retina incelemeden geçmesidir. Bu incelemede hastanemizde
en ileri teşhis ve tedavi cihazları kullanılır.
Teşhis yöntemleri :
FFA(Fundus Florecein Angiography)

Hastaya damar yoluna florecein adlı ilaç zerk edilir. Birkaç dakika içerisinde
bu ilaç dolaşım yoluyla retinada damarlara ulaşır ve bu sırada hekim Anjio cihazı
ile retinanın fotoğraflarını çeker. Damarlarda kan sızıntısı olup olmadığını
tespit eder ve neticeye göre hastanın tedavi şeklini belirler.
ICG (Indocianin Green Angiography)

Dünyada gelişmiş merkezlerde ve hastanemizde bulunan ICG görüntüleme sisteminde,
hastanın damar yoluna Indocianin Green adı verilen özel bir ilaç zerk edilir.
Birkaç saniye içerisinde dolaşım yoluyla retina damar tabakasına ulaşan ilaç
cihazın algılayıcı lazer tarama ünitesini uyararak otomatik fotoğraflama sağlar.
Bu tetkik FFA tetkiği ile görüntülenemeyen retinanın alt katmanlardaki damarların
(damar tabakasındaki) kan dolaşımı hakkında hekime bilgi vererek tedavi şeklinin
belirlenmesine yardımcı olur. ICG tetkiki aynı zamanda Makula Dejenerasyonu
olan gözlerde tedavinin mümkün olup olmadığını gösterir.
ARGON LAZER
Hastaya yapılan detaylı retina incelemesi sonucu, şeker hastalığı dolayısıyla
sonradan oluşmuş ve kan sızdıran damarlar erken teşhis edilmiş ise bu damarlar
Argon Lazer yapılarak kurutulur ve kanama durdurulur. Yenilerinin oluşumu önlenir.
Argon Lazer tedavisi bu gibi durumlarda mevcut görmeyi muhafaza etmeye yöneliktir.
Argon Lazer aynı zamanda retina yırtıklarının tedavisinde de kullanılır.
Şeker hastalarında Diabetik retinopatinin ileri dönemlerinde büyük göz içi
(vitreous) kanamaları görülebilir. Bu durum daha çok Argon Lazer tedavisine
geç kalındığında ortaya çıkar. Uzun süre devam eden, görmeyi azaltan ve nüks
eden göz içi kanamalarında hastanın görmesi ancak VİTREKTOMİ ameliyatı ile
yeniden kazanılabilir.
|
Makula Dejenerasyonu
Halk arasında Sarı Nokta Hastalığı yada Yaşa Bağlı Görme Kaycı olarak
da isimlendirilen Makula dejeneresansı gözün görme merkezinin tahribata
uğramasıdır. Görme zamanla kademeli olarak azalır ve merkez karanlık bir
odacık haline gelir. Merkez çevresindeki retina sağlam olduğundan körlük
olmaz ancak görme azalır. Daha önce hastalığı durduracak yada tedavi edecek
hiçbir yöntem olmadığı halde uzun yıllardır devam eden çalışmalar neticesinde
2000 yılından itibaren bu hastalık Fotodinamik Tedavi adı verilen yöntemle
tedavi edilmeye başlanmıştır.
Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu
Görme merkezinde (makula) yaş ilerledikçe ortaya çıkan bir bozukluğu
anlatır.
Bağlı ülkelerde 65 yaş ve üzerindeki en başta gelen görme
kaybı nedenidir. Yaşlı nüfusundaki artış göz önüne alındığında bu hastalığın
önemi de
artmaktadır. Hastalığın görülme oranı 65 yaşın üzerinde %3 iken,
75 yaşı geçenlerde %15’ lere varmaktadır. Ayrıca yaş ilerledikçe iki
gözdebirden
görülme sıklığı artar.
Hastalığa yol açtığı düşünülen çeşitli etkenler
Kalıtım, güneşin ultraviyolet etkisi, vitamin eksikliği, aşırı kilo
alımı, damar sertliği, sigara, küçük tansiyondaki yükseklik, kalp büyümesi,
şişmanlık, açık renkli gözler…
Hastalığın tipleri…
• Kuru tip
Retina tabakaları altına lipid (yağlı) materyal birikmesiyle oluşur.
Daha yavaş ilerler ve uzun sürede görme azalmasına yol açar.
• Yaş tip
Hasta bölgede oluşan bozuk kılcal damarların retinaya doğru ilerlemesiyle
oluşur. Bu tip, ani görme kaybına yol açabilir. Kuru tipe oranla daha
azdır fakat %80 oranında görme kaybına neden olur. Özellikle hastanın
bir gözünde zar oluşumu varsa, diğer göz de tehlikededir ( bir yıl
içinde %22 oranında diğer gözde hastalık başlar )
Belirtileri
Hastalarda bazen belirti vermeyebilir, fakat ilk etapta rastlanan
belirtileri aşağıda sıralanmıştır.
• Çarpık görme,
• Küçük görme,
• Bakılan alanda koyu bir leke görme gibi...
Her iki tip birbirinden anjiografik muayene ile ayırt edilir.
Kol damarlarından girilir ve verilen bir boya ( fluorescein ) gözde
dolaşırken, 10 dakika süreyle gözün fotoğrafları çekilerek, bozuk
kılcal damarların varlığı araştırılır.
Bazı durumlarda bu teknikle yeterli bilgi elde edilemeyebilir ve
indosiyan yeşil anjiografi adını alan ve yeşil bir boyayla yapılan ikinci
bir anjio gerekebilir.
Bazı hastaların muayenesinde yaş tipten şüpheleniliyorsa ve atipik
bir görünüm varsa iki anjiografinin aynı anda yapılması gerekebilir.
Tedavi
Bu şekilde yaş tipe özgü bir zar oluşumu saptandığında, görme kaybını
önlemek için lazer tedavisi ile zarı yok etmek gereklidir.
Zarın
bulunduğu yere göre farklı lazerler kullanılmaktadır:
Görme merkezinden
uzak olan bölgede kullanılan lazerler ışık koaglasyonu yöntemiyle
zarı tümüyle yok eder. Görme alanında koyu bir leke şeklinde
iz bırakabileceği için, bu teknik görme merkezindeki zarlarda uygulanmaz.
Son yıllarda, çok özel bir boya maddesi verilerek, yalnızca kılcal
damarları etkileyen ve altındaki retina hücrelerinde tahribat yapmayan
farkı bir lazer tedavisi foto dinamik tedavi ( PDT ) uygulanmaktadır.
Tedavi sonrasında zarın kapandığı anjio ile kontrol edilir, gereken
durumlarda 3 ay sonra PDT tekrarlanır. Bu teknikle %60’ a varan başarı
sağlanmakta, en azından görme kaybı önlenebilmektedir.
Bu bölgede oluşan zarların cerrahi olarak da çıkartılması veya retinanın
sağlam bölgelerinin merkeze kaydırılarak görme sağlanmaya çalışılması
gözümüzde gelişmekte olan yöntemlerdir.
Bu hastalıkta ne kadar erken tanı konur ve hasta takibe alınırsa, görme
kaybı o derece iyi bir şekilde önlenebilmektedir.
Yaş tipte, oluşan zarlar ne kadar küçükse başarı oranı okadar artmaktadır.
Kuru tipte, hasta takibe alınmakta ve genel sağlık açısından tavsiyelerde
bulunularak önlemler alınabilmektedir. Ayrıca günümüzde yeni gelişen
özel ilaçlarla, en azından hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilmektedir.
|
Retinitis Pigmentoza (Tavuk karası)
Kalıtımsal retina hastalıklarının başında gelen bu hastalığın ilaçla
veya cerrahi yöntemle tedavisi günümüz koşullarında mümkün değildir.
Daha çok akraba evliliği sonucu doğan kişilerde görülür.
Sonuç olarak ;bir gözde yırtık ya da dekolman yapan nedenler,diğer
gözde de büyük olasılıkla oluşabilir.Ailede dekolman varsa,aile bireyleri
mutlaka kontrol altında tutulmalıdır.Miyopisi olan kişiler hiç yakınmaları
yoksa bile 2 yılda bir göz muayenesinden geçirilmelidir.Göze direkt
gelen darbelerden sonra ihmal edilmeden göz dibi muayenesini gerektiren
acil bir durumdur.Daha önce retinasında yırtık oluşmuş ya da yırtık
riski taşıyan hastalar ve yüksek miyopisi olanlar sert hareketlerden
sıçrayıp atlamalardan ve ağır yük taşımaktan sakınmalıdırlar.Dekolman
ameliyatı ne kadar çabuk yapılırsa,başarı şansının o kadar yüksek
olacağı unutulmamalıdır.
Sağlıklı gözler için en az altı ayda bir check-up!!!
|
14 KASIM DÜNYA DİABET GÜNÜ
ŞEKER HASTALIĞINA BAĞLI RETİNA RAHATSIZLIĞI
Dünyada her 20 kişiden birisinde olduğu tahmin edilen şeker hastası
sayısının ülkemizde ise 5 milyon kişiye yaklaştığı bildirilmektedir.
ABD’ndeki toplam şeker hastası sayısının iki yıl öncesine göre 15%
oranında artış gösterdiği hesaplanmıştır. Her üç şeker hastasından
birisinin, gizli şeker hastası olduğunu belirtirsek toplumun bu konuda
aydınlatılmasının ne kadar önemli olduğu aşikardır. Şeker hastalığı,
vücudun tüm organlarını etkilemekle beraber, göz ve böbrek birinci
derecede tutulmaktadır. Tanısında geç kalınıp, uygun tedavi edilmezse
körlükle sonuçlanan gözdeki ağ tabakasının tutulumuna diabetik retinopati
adı verilir. Şeker hastalarında gözün etkilenme oranı 40%’tır, diğer
bir anlatımla, HER ON ŞEKER HASTASININ DÖRDÜNDE GÖZÜN AĞ TABAKASI ETKİLENMEKTEDİR.
Ülkemizde iki milyona yakın kişide şeker hastalığına bağlı gözde ağ
tabakası rahatsızlığı olduğu tahmin edilmektedir. Körlüğe yol açan
nedenler arasında şeker hastalığının en sık ve birinci derecede önemli
olduğu ve çok ciddi bir göz sağlığı sorunuyla karşılaştığımız vurgulanmalıdır.
Şeker hastalığı, Tip I ve Tip II olmak üzere iki farklı klinik özellik
gösteren bir metabolik hastalıktır. Diabet hastaları arasında Tip I
(insüline bağımlı) görülme sıklığı 5-10%, Tip II görülme sıklığı ise
90-95% arasındadır. Göz tutulumu, Tip I hastalarında, Tip II hastalarına
göre iki kat fazla olup daha ağır ve hızlı bir seyir gösterir. Ancak,
Tip II hasta sayısı daha çok olduğundan, diabete bağlı körlüğün daha
sık nedeni Tip II hastalığıdır. Diabetik retinopatide risk etkenleri
arasında en önemlisi şeker hastalığının süresidir. İkinci derecede
önemli risk etkeni, metabolik dengenin bozuk olması ve kan şekerinin
kontrol edilememesidir. Kan şekeri ve Hemoglobin A1c ölçümleriyle beraber
düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması gerekir. Şeker hastalığıyla
beraber hipertansiyon, böbrek hastalığı, damar hastalığı, anemi hastalıklarının
olması önemli risk etkenleri arasında sayılır. Kanda lipid ve kolesterol
seviyelerinin yüksekliği, retinopatinin sıklığını ve seyrini olumsuz
etkiler. Sigara içilmesi ve alkol kullanımı retinopati görülme sıklığını
ve derecesini arttırır. Gebelikte hormonal nedenlerle retinopati daha
sık olup, hamile diabet hastalarının daha yakın aralıklarla izlenmesi
gerekir.
Diabete bağlı, gözdeki ağ tabakası hastalığı genellikle belirti vermez.
Eğer, şeker hastalığı bulunan kişilerde görme şikayetleri başlarsa
ağ tabakası hastalığının ileri dönemde olduğu düşünülür. Bunun dışında,
diğer retina hastalıklarında da rastladığımız ışık çakması, siyah noktalar,
sinek uçuşması ve örümcek ağ görüntüleri gibi belirtiler de verebilir.
Diabetik retinopatide, ağ tabakasındaki küçük damarların destek yapısındaki
bozukluk nedeniyle serum ve kan, damar içinde duramaz ve dokuya sızar.
Dokuya sızan kan ve serum sarı noktaya yakınsa görme azalması, eğri
görme ve renk körlüğü gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Bu nedenle,
şeker hastalığı da diabetik makulopati olarak bilinen sarı nokta rahatsızlığına
yol açabilir. Son yıllarda yapılan çalışmalardan retinadan salgılanan
VEGF proteininin makuladaki ödem ve retinadaki yeni damar oluşumlarından
sorumlu tutulduğu bildirilmektedir. Bu nedenle, ıslak tip yaşa-bağlı
sarı nokta hastalığında kullanılmaya başlanan ve bir anti-VEGF ilacı
olan göz içine pegaptanip enjeksiyonunun şeker hastalığına bağlı ağ
tabakası hastalığında da kullanılma aşamasında olduğu bilinmektedir.
Ülkemizde, genellikle şeker hastalığının tanısı geç konulduğundan,
şeker hastasının göz hekimine gitmesi için göz şikayetinin ortaya çıkmasını
beklemesi uygun değildir. Eğer kişide şeker hastası olduğu kesinleşmişse
veya gizli şeker hastalığından şüphe duyuluyorsa, damlalı göz dibi
muayenesini de kapsayan göz muayenesini yaptırması gereklidir. Bu kişide,
görme keskinliği, biomikroskopi ve göz tansiyonuna bakıldıktan sonra
damlalı göz dibi muayenesine geçilir. Göz bebeğinin damlayla genişletilmesinden
sonra yapılan göz dibi muayenesinde retina ve makulada herhangi bir
anormal durum (kanama, ödem, sızıntı ve yeni damar değişiklikleri)
görülürse ileri tetkiklere geçilir. Bunlar sırasıyla göz anjiosu (FFA)
ve makula tomografisi (OCT) olup, bu tetkiklerin sonuçlarına göre Argon
Lazer kararı verilir. Argon Lazerin kullanıldığı tedavi yönteminde
sızıntılar ve yeni damar oluşumlarının azaltılmasıyla kanama riski
kontrol altına alınır. Argon Lazer tedavisinde amaç hastalığın olumsuz
etkilerinin yavaşlatılmasıdır. Argon Lazer tedavisi gerektiğinde hastalığın
derecesine göre birden fazla seans tedavi yapılabilir. Argon Lazer,
göz damlayla uyuşturularak yapılır, hasta uygulama sırasında ağrı duymaz
ve hastanede yatmasına gerek yoktur. Seans sayısı hastalığın seyrine
göre belirlenmekle beraber 5-6 seansa kadar çıkabilir. Sarı noktada
sızıntıya bağlı ödem ortaya çıkarsa göz içine triamsinolon adı verilen
bir çeşit kortizon kullanılmaktadır. Göz içine yapılan kortizon göz
dışına geçemediğinden, kan şekeri üzerine olumsuz etki göstermemektedir.
Yapılan tedavilerle yaşam kalitesindeki devamlılık sağlanır. Eğer hastalık
ileri evredeyse ve göz arkasında ileri seviyede kanama ve zar oluşumu
varsa vitreoretinal cerrahi uygulanır.
Şeker hastalığı, gözün yalnızca ağ tabakasını değil tüm dokularını
etkileyen bir hastalıktır. Bu nedenle ayrıca, katarakt, glokom (göz
tansiyonu), göz siniri felçlerine, görme siniri kuruması (optik atrofi)
ve kuru göz hastalığına yol açabilir.
Eğer şeker hastalığına bağlı ağ tabakası rahatsızlığında tanı erken
konulursa, uygun ve yeterli tedavi uygulanırsa, körlüğü 90% oranında
engellemek mümkündür.
Şeker hastalığındaki ağ tabakası rahatsızlığının tedavisinde başarı
oranı, erken tanıyla ve şikayete yol açmadan önce, periyodik olarak
6 ay veya hiç olmazsa en az yılda bir göz dibi kontrollerini yaptırmasıyla
artar.
Doç.Dr.Yusuf Durlu
DÜNYA GÖZ HASTANESİ-ALTUNİZADE
|
|